21 Temmuz 2011 Perşembe

Faşizmin Azgın Sularında Çırpınan Bir Toplum


Diyarbakır'ın Silvan ilçesi kırsalında yaşamını yitiren on üç askerin cenaze törenleri savaş naralarının ülke sathına yayıldığı, milliyetçi histerilerin ayyuka çıktığı bir ulusal yas seremonisine dönüştürüldü. Giorgio Agamben, Yas ile Yasasızlık arasında tarih boyunca süregelen bir ilişki olduğuna dikkatimizi çeker. “Ne zaman aşırı güvensiz ortamı örten meşrulaştırmalar yıkılsa ya da tehdit edilse, sürekli yasasızlığın tedhiş olasılığı gündeme gelir[1]. İktidarı zora sokan veya meşruluk kaynağının altını oyan cenaze törenlerinde “ulusal yasa” eşlik eden bir tür seferberliğin ruhu varlığını hissettirir. Siyasal İktidar, bu cenaze törenlerini ulusal bir felaket ya da herkesin bir parçasını oluşturduğu bir toplumsal drama dönüştürme gayreti içine girer. Ülke çapında bir seferberlik veya teyakkuz duygusunu hâkim kılmanın en uygun koşulları olarak değerlendirilir. Yas, yasasızlığın bahanesi haline geldiğinde, iktidar savaş ve ölüm kusan sarhoşluğundan yeni istisna halleri yaratmaya çalışır. Kürt Siyasal Hareketi, Türkiye toplumunun kimyasını bozduğu gibi, devlet aklını ve hâkim siyaset algısını da iptal etti. Bütün bu Kemalist, milliyetçi hezeyanlar, “Efendi Türk”e hizmet etme rolünden vazgeçmiş Kür’dü temelli yitirmiş olmanın yarattığı telaşın bir dışa vurumudur. Kürtlerin varlığının görünür hale gelmesi, aynı zamanda Türkiye toplumunun kök hücrelerine yapışmış faşizan virüslerin görünme aynası oldu. Kürtleri eski kölelik ilişkilerine razı etme hayalleri çıkmaza girdikçe ayrımcılığın azgın suları da kabarmaktadır. Kürdün kendi tarihinin öznesi haline gelmesi, özgür bir politikanın failine dönüşmesi muktedirlerin dilinde kriminal her vakayla özdeşleştirilmesini de beraberinde getirmektedir. Herhangi bir Kürt bireyin veya grubun sebep olduğu her türlü olay, kürdün kolektif kimliğinin ontolojik bir özelliği olarak kodlanmaktadır. Albert Memmi, “çoğulluk damgası kolonileştirilmiş olanın kişisellikten soyundurulmasının göstergesidir der. Kolonileştirilmiş olanlar asla bireysel bir tarzda karakterize edilmezler, onların yalnızca anonim bir kolektiviteye batıp gitmeye hakları vardır”[2] der. Gelinen aşamada devletle özdeşleşmiş egemen ulus kimliğinden feragat etmeyen politik öznelerin bırakın demokrat olması, siyasal varlığı bile hükümsüzdür. Bölgedeki militarist işgal, çıplak şiddete dayalı sömürgeci politika, simetrik olmayan savaş her açıdan Kürt halkının safından bakmayı gerektirmektedir.


Ölümlerin sebebi sorgulanmadıkça...

Bu anlamsız savaşta yaşamını yitiren her Türk veya Kürt bireyin varlığı savaşın temel sebeplerini sorgulamaya dönüşmedikçe, bu trajedi üzerinden toplumsal bir muhalefet örgütlenmedikçe barış diliyle konuşmak şansımızın olabileceğini sanmıyorum. Jean Genet’in vakti zamanında Filistinliler iktidar olana kadar ben Filistinliyim demesi misali, her Türk muhalifin de hâkim ulusa mensup ayrıcalıklarıyla hesaplaşabilmesi için bu sorun çözülene kadar Kürt olması tarihin sırtımıza yüklediği bir onur ödevidir. Bu etnik bir entegrasyon veya yeni bir kimlik inşası degil, egemen kıyafetlerden soyunmak, devlet aklından istifa etmektir. Türkiye siyasal coğrafyası içinde her kimlik kendi özerk ve eşit ilişkilere dayalı dünyasını kurma sansına sahip olamadığı surece büyük ağabey küçük kardeşi dövme ve hor görme siyasetini sürdürecektir.


[1] İstisna Hali, Giorgio Agamben - Otonom Yayınları

Hiç yorum yok: